Herkesin Bir Fikri Var, Kimsenin Bir Şüphesi Yok

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Herkesin Bir Fikri Var, Kimsenin Bir Şüphesi YokBir zamanlar bilmediğimiz konularda susmak, öğrenmeye çalışmak ya da en azından bir soru sormak vardı. Şimdiyse bilmediğimiz konularda bile söyleyecek çok sözümüz var. Üstelik çoğu zaman söylediklerimizden öylesine eminiz ki yanılma ihtimalini düşünmeye dahi ihtiyaç duymuyoruz.

featured

Herkesin Bir Fikri Var, Kimsenin Bir Şüphesi Yok

Bir zamanlar bilmediğimiz konularda susmak, öğrenmeye çalışmak ya da en azından bir soru sormak vardı. Şimdiyse bilmediğimiz konularda bile söyleyecek çok sözümüz var. Üstelik çoğu zaman söylediklerimizden öylesine eminiz ki yanılma ihtimalini düşünmeye dahi ihtiyaç duymuyoruz.

Bir haberin başlığını okumak, olayın tamamını bildiğimizi sanmamıza yetiyor. Birkaç saniyelik görüntüden insanların karakterine ilişkin hükümler çıkarıyor, sosyal medyada karşımıza çıkan her iddiayı kendi doğrularımızın süzgecinden geçirerek değerlendiriyoruz.

Ve belki de en tehlikelisi, artık gerçeği aramaktan çok haklı çıkmayı önemsiyoruz.

Oysa bir fikre sahip olmakla o fikrin doğruluğundan emin olmak aynı şey değildir.

Bilgiye ulaşmak kolaylaştı, peki ya düşünmek?

İnsanlık tarihinde bilgiye erişimin böylesine hızlı olduğu dönemler pek azdır. Bugün dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan gelişmeden saniyeler içinde haberdar olabiliyoruz. Bir araştırmaya, bir makaleye ya da farklı görüşlere ulaşmak için çoğu zaman birkaç dokunuş yeterli.

Ancak bilgiye ulaşmanın kolaylaşması, o bilgiyi doğru değerlendirebildiğimiz anlamına gelmiyor.

Hızın hayatımızın merkezine yerleştiği bu çağda, düşünmeye ayırdığımız zaman giderek daralıyor. Okumadan paylaşıyor, araştırmadan inanıyor, dinlemeden cevap veriyoruz.

Bir düşüncenin doğruluğunu sorgulamak yerine onu kaç kişinin savunduğuna bakıyoruz. Kalabalıkların onayını bazen hakikatin kanıtı sayıyoruz.

Oysa bir düşüncenin çok kişi tarafından benimsenmesi, onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde çoğunluğun karşı çıktığı bir fikir de yalnızca bu nedenle yanlış kabul edilemez.

Eleştirel düşünce tam da burada başlar: Herkesin baktığı yere bakıp herkesin gördüğünü kabul etmek yerine, gözden kaçan ihtimalleri araştırmakla.

Hüküm vermek kolay, anlamak emek ister

Son yıllarda özellikle dijital mecralarda dikkatimi çeken bir alışkanlık var: İnsanları tanımadan tanımlamak.

Bir fotoğraf, bir cümle, bir tercih ya da kısa bir görüntü üzerinden insanların hayatlarına ilişkin kesin yargılara varabiliyoruz. Bir kişinin ne düşündüğünü, neden öyle davrandığını, hangi koşullardan geçtiğini bilmeden onun hakkında konuşabiliyoruz.

Çünkü yargılamak hızlıdır. Anlamak ise zaman ister.

Bir insanı anlamak için dinlemek, bazen kendi düşüncelerimizi sorgulamak, bazen de haklı olduğumuzdan emin olduğumuz bir konuda yanılabileceğimizi kabul etmek gerekir.

Bunu yapmak her zaman kolay değildir.

Fakat toplumsal iletişimi zedeleyen şey yalnızca fikir ayrılıkları değildir. Asıl sorun, farklı bir fikri duyduğumuz anda onu anlamaya çalışmak yerine susturmaya yönelmemizdir.

Oysa aynı düşünmek zorunda değiliz. Birbirimizi anlamak için birbirimize benzememiz de gerekmiyor.

Gazetecilik biraz da şüphe etmektir

Gazetecilik, bana göre yalnızca yaşananları aktarmaktan ibaret değildir. Bir iddianın arkasındaki gerçeği araştırmak, duyulanı doğrulamak, görünmeyeni sorgulamak ve gerektiğinde herkesin doğru kabul ettiği bir meseleye yeniden bakabilmektir.

Çünkü bir gazeteci için en tehlikeli alışkanlıklardan biri, duyduğu ilk cevabı yeterli görmektir.

Bir haberin arkasında başka bir hikâye, bir açıklamanın ardında cevapsız kalmış sorular bulunabilir. Bunları ortaya çıkaran şey çoğu zaman kesin hükümler değil, doğru sorulardır.

Elbette şüphe etmek, her söylenene karşı çıkmak ya da hiçbir gerçeğe inanmamak değildir. Aksine, gerçeğe ulaşmak için kanıt aramak ve gerektiğinde kendi düşüncesini de gözden geçirebilmektir.

Gazetecilikte olduğu gibi gündelik yaşamda da buna ihtiyacımız var.

Çünkü sorgulamayı bıraktığımız yerde yalnızca başkalarının söylediklerini tekrar etmeye başlarız.

Biraz daha az emin olsak…

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla konuşmak değil, biraz daha dikkatle dinlemektir.

Her tartışmadan galip çıkmak zorunda değiliz. Her konuda fikir sahibi olmak, her soruya cevap vermek, her insan hakkında bir yargıya varmak zorunda da değiliz.

Bazen “Bilmiyorum.” diyebilmek, ezbere verilmiş onlarca cevaptan daha değerlidir.

Bazen bir fikrimizi değiştirmek zayıflık değil, düşünmeye devam ettiğimizin göstergesidir.

Ve bazen en güçlü cümle, son sözü söylemek yerine yeni bir soru sormaktır.

Bugün herkesin bir fikri var. Belki de eksik olan, o fikirlerin arasına küçük bir şüphe yerleştirebilmek.

Çünkü şüphe, düşüncenin düşmanı değil; çoğu zaman başlangıcıdır.

Peki, en son ne zaman haklı çıkmaya çalışmak yerine gerçekten anlamayı seçtik?

Herkesin Bir Fikri Var, Kimsenin Bir Şüphesi Yok
0

Giriş Yap

Yalova Başak Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!