TEMA Vakfı Uyardı: Son 65 Yılda 16 Milyon Hektardan Fazla Mera Kaybedildi
Türkiye’nin doğal meraları hızla yok oluyor. TEMA Vakfı, 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü kapsamında yaptığı açıklamada, son 65 yılda ülkenin mera varlığının yüzde 54 oranında azaldığını belirterek kuraklık, erozyon ve gıda güvenliği açısından ciddi risklere dikkat çekti.
Kuraklık ve çölleşmenin küresel ölçekte etkisini artırdığı günümüzde, doğal ekosistemlerin korunması her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Birleşmiş Milletler tarafından 2026 yılının “Uluslararası Meralar ve Çobanlık Yılı” ilan edilmesiyle birlikte, doğal meraların iklim değişikliğiyle mücadeledeki kritik rolü yeniden gündeme geldi.
TEMA Vakfı, Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkiye’nin mera alanlarında yaşanan dramatik kayba dikkat çekerek doğal meraların korunmasının ülkenin geleceği açısından stratejik öneme sahip olduğunu vurguladı.

Türkiye’nin Mera Varlığı Yüzde 54 Azaldı
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, Türkiye’de 1960 yılında yaklaşık 29 milyon hektar olan çayır ve mera alanlarının günümüzde 13 milyon hektar seviyelerine kadar gerilediğini açıkladı.
Bu verilere göre Türkiye son 65 yılda mera alanlarının yüzde 54’ünü kaybetti. Kaybolan mera miktarı ise Marmara Bölgesi’nin toplam yüzölçümünün iki katından daha büyük bir alanı ifade ediyor.
Ataç, doğal meraların yalnızca hayvancılık açısından değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“Doğal meralar; toprağı koruyan, yağmur sularının toprağa süzülmesini sağlayan, karbon depolayan ve çok sayıda canlıya yaşam alanı sunan hayati ekosistemlerdir. İklim krizinin etkilerinin giderek arttığı günümüzde meralar, çölleşme ve kuraklığa karşı en güçlü doğal savunma mekanizmalarından biridir.”
Meralar Kuraklığa Karşı Doğal Kalkan Görevi Görüyor
Uzmanlara göre sağlıklı mera ekosistemleri, yağışların toprağa nüfuz etmesini sağlayarak yer altı su kaynaklarının beslenmesine katkıda bulunuyor. Aynı zamanda toprağın yüzey akışlarıyla taşınmasını önleyerek erozyonun azaltılmasında kritik rol üstleniyor.
Meraların bozulması veya yok olması ise su kaynaklarının azalmasına, toprağın verimsizleşmesine ve kuraklığın etkilerinin daha da ağır hissedilmesine neden oluyor.
TEMA Vakfı’nın açıklamasında, mera kayıplarının yalnızca çevresel değil, ekonomik ve sosyal sonuçlar da doğurduğu vurgulandı.

Hayvancılık ve Gıda Güvenliği Tehlike Altında
Türkiye’de küçükbaş ve büyükbaş hayvancılığın önemli bir bölümü doğal mera alanlarına bağlı olarak sürdürülüyor. Ancak mevcut meraların önemli kısmının verim kaybına uğraması, yem maliyetlerini artırarak üreticileri zor durumda bırakıyor.
Deniz Ataç, Türkiye’deki meraların yaklaşık yüzde 70’inin düşük verimli ve bozulmuş durumda olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Yetersiz bitki örtüsüne sahip meralar, hayvanların beslenme kalitesini düşürüyor ve kaba yem açığını artırıyor. Meraların rehabilite edilmesi hem üreticilerin maliyetlerini azaltacak hem de sürdürülebilir hayvancılığı destekleyecektir.”
Uzmanlar, meraların iyileştirilmesinin et ve süt üretim maliyetlerinin düşürülmesine katkı sağlayabileceğini, böylece gıda arz güvenliğinin güçlenebileceğini ifade ediyor.
Biyolojik Çeşitliliğin Gizli Hazinesi
Meralar sadece hayvancılık için değil, biyolojik çeşitlilik açısından da büyük önem taşıyor.
Doğal mera ekosistemlerinde onlarca farklı bitki türü bir arada yaşayabiliyor. Bu alanlar aynı zamanda çok sayıda böcek, kuş ve memeli türüne de yaşam alanı sunuyor.
Bilimsel çalışmalar, dünya üzerindeki biyolojik çeşitlilik açısından kritik bölgelerin önemli bölümünün doğal mera sistemleriyle bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor.
Buna rağmen meralar, çoğu zaman ormanlar kadar görünür olmadığı için koruma politikalarında geri planda kalabiliyor.
TEMA Vakfı, biyolojik çeşitliliğin korunması için mera ekosistemlerinin de güçlü yasal ve yönetsel koruma mekanizmalarıyla desteklenmesi gerektiğini vurguluyor.
Mera Kaybının Başlıca Nedenleri Neler?
Uzmanlara göre Türkiye’de mera alanlarının azalmasının temel nedenleri arasında:
- Tarım alanına dönüştürme çalışmaları,
- Hızlı kentleşme ve yapılaşma,
- Madencilik faaliyetleri,
- Enerji yatırımları,
- Turizm projeleri,
- Arazi kullanım değişiklikleri bulunuyor.
TEMA Vakfı, son yıllarda yapılan bazı yasal düzenlemelerin de doğal alanlar üzerindeki baskıyı artırdığına dikkat çekiyor.

“Doğal Alanları Korumak Geleceği Korumaktır”
Türkiye’de mera alanlarının korunması için yürürlükte bulunan 4342 Sayılı Mera Kanunu’nun önemli bir hukuki zemin sunduğunu belirten Deniz Ataç, buna rağmen mera ekosistemlerinin çeşitli kullanım baskıları altında bulunduğunu söyledi.
Ataç, iklim krizinin etkilerinin derinleştiği bir dönemde doğal alanların korunmasının ülkenin geleceği açısından hayati önem taşıdığını belirterek şu çağrıda bulundu:
“Çölleşme ve kuraklık riskinin her geçen yıl arttığı günümüzde doğal alanları korumak, aslında geleceğimizi korumaktır. Meraları korumak yalnızca bugünün üretimini değil; su kaynaklarımızı, gıda güvenliğimizi ve biyolojik çeşitliliğimizi de korumak anlamına geliyor.”
TEMA Vakfı’ndan Ortak Mücadele Çağrısı
TEMA Vakfı, Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü kapsamında yaptığı açıklamada; merkezi yönetim, yerel yönetimler, üreticiler, akademik çevreler ve toplumun tüm kesimlerinin mera alanlarının korunması ve iyileştirilmesi için ortak hareket etmesi gerektiğini vurguladı.
Vakıf, çölleşme ve kuraklıkla mücadelede başarının ancak doğal meraların korunması, bozulmuş alanların rehabilite edilmesi ve sürdürülebilir mera yönetimi uygulamalarının yaygınlaştırılmasıyla mümkün olacağını belirtti.
Türkiye’nin su kaynakları, tarımsal üretimi ve ekolojik dengesi açısından stratejik öneme sahip olan meraların korunması, iklim değişikliğiyle mücadelede atılacak en önemli adımlar arasında gösteriliyor.
Biliyorsun, Sorumlusun! TEMA Vakfı


















