Dünya kurulduğundan bu yana insanoğlu pek çok düzen, pek çok sistem gördü. Ancak hiçbiri, insanın ruhunu, yaşam biçimini ve toplumsal dokusunu günümüzün doymaz kapitalist düzeni kadar derinden dönüştürmedi.
Etrafımıza baktığımızda bir hastalığa dönüşen bu çarkın nasıl işlediğini anlamak için sormamız gereken ilk soru şudur: Bu sistem gerçekte kimi sever, kimi sevmez?
Kapitalizm bir insan değildir; vicdanı, merhameti ya da duyguları yoktur. Ancak tıkır tıkır işleyen bir mantığı vardır.
İhtiyacı olmasa da sürekli tüketen insanı sever.
Borçlanan, gelecekteki emeğini bugünden ipotek ettirip kredi kartlarına sarılan, o borcu ödemek için de her gün sessizce işine gidip gelen bireyi sever.
Verimlilik adı altında sınırları zorlanan, “daha çok üreten” insanı el üstünde tutar.
Çünkü onun gözünde insan, sunduğu katma değer ve tükettiği miktar kadar var olur.
Peki ya sevilmeyenler?
Sistem, kendi temposunu yavaşlatan her şeyden nefret eder. “Bu bana yeter” diyen kanaatkar insanı sevmez.
Eskiyen eşyasını atmayıp tamir ettirip kullananı, üretkenliği yaşlılık ya da hastalık sebebiyle yavaşlayanı yük görür.
Çünkü kapitalizmin lügatında her şeyin bir fiyatı olmalıdır; fiyatı olmayan şeyin sistemde karşılığı yoktur.
Asıl acı olan ise bu durumun Bizim insanımız üzerindeki yansımasıdır.
Komşuluk, paylaşma, dayanışma ve samimiyet üzerine kurulu kadim geleneklerimiz, ne yazık ki bu amansız tüketim hırsının cenderesinde sıkışıp kaldı.
Bugün sosyal medyada ve sokakta “görünme” sevdası, yerini derin bir statü kaygısına bıraktı.
İnsanlarımız sahip olduklarından ziyade, borçlanabildikleri ve sergileyebildikleri ölçüde değer gördükleri hissiyatına kapıldılar.
Akraba ziyaretlerinin yerini “zamansızlık” imecenin yerini “maliyet” hesapları aldı.
Sürekli daha iyisini alma, geride kalmama yarışı; insanımızı kronik bir yorgunluğa ve tükenmişliğe sürükledi.
Oysa bizim köklerimizde yetinmek vardı; paylaşmak, bir ekmeği ikiye bölmek, komşusu açken tok yatmamak vardı.
Bugün bir hastalık haline gelen bu düzene karşı koymanın tek yolu; kendimizi tükettikçe var olan birer çark olmaktan çıkarmaktır
Kalın sağlıcakla
Selahatti Çelik




















